Showing posts with label Brukselli Lahana. Show all posts
Showing posts with label Brukselli Lahana. Show all posts

Sunday, November 27, 2011

New York'ta bir Brukselli :))

Bruksellahanasinin ve Bruksel'de azcik da olsun vakit geciren herkesin, sadece yagmurdan illallah dediginde degil, bayilarak da gunun her saatinde ugradigi ekmekcisi/kruvasancisi/cay evi/sohbet mekani/sicak cikolatacisi/nutellali ekmekcisi.... LE PAIN QUOTIDIEN, adeta New York sosyetesinin gozde mekani haline gelmis durumda !!!

Dedim ya, her yer tadinik... Duydugumuz kadariyla sadece bizim mahalledeki Le Pain Quotidien'i isleten degil, New York'taki butun subelerini de Turkler isletiyormus :))




Not: Burada da noel sarkilari caliyor surekli!!!!!! Ciyaaaaak!!



Mobil yazi ikiiii - Ben bu isi kaptim bebegim :P

Friday, August 29, 2008

One Way Ticket


Tek gidis.

Sevgili eskitir gibi biz de ulke/sehir eskitiyoruz valla.

Burasi da eskidi.. hadi bakalim yeni ask maceramiz Ankara icin yelken acalim.


Her zamanki gibi her alandaki "surrealist" yaklasimini da gitmeden bana bir kere daha hatirlatti ya su Belcika !?

Simdilik ayrilik acisi cekmiyorum, bir sure de cekmeyecegim sanirim ;)

Dur bakalim, iki gun sonra aglayarak "Ben Brukselimi ozledim" diye dert yanarsam da sasirmayin bence. İnsanoglu pek bir degiskendir caaanim :P

Kalin salicakla

Friday, August 22, 2008

Bruksel'in Papaganlari


Bundan 2 sene once, Bruksel'in Place Azzaro meydanindan (Ixelles semti) gecerken, "gak guk" sesler duymustum...

Saskin ve kafa havada bu sesi cikaran kuslari bir sure bulmaya calistiktan sonra... Bir de ne goreyim? Sagda solda ucan minik yesil papaganlar.

Evet, evet... Avrupa'nin gobeginde ucusan papaganlar !!

Nasil gelmisler buralara? Nasil hayatta kalmislar donmadan?

(Hatta ne yalan soyleyim, kendimce iki saniyede hemen evrim teorisine baglayivermistim valla)


İsin guzel yani, hemen o gun papaganlarin hikayelerini dinleyerek, bu saskinligim ve merakim da giderilebilmisti hemen :)

(tabii gene bir sehir efsanesi olabilir ama benim cok hosuma gitti bu hikaye):


Efendim rivayete gore, bu papaganlar II. Dunya Savasi esnasinda Bruksel bombalanirken bir
evcil hayvan (pet shop) dukkani olan biri tarafindan dogaya saliverilmisler. Taa o zamandan beri Bruksel'de minik koloniler halinde yasamlarini surdurmektelermis. Bu papaganlarin yuvalarina da bakacak olursaniz, bir koza seklinde olduklarini goreceksiniz... Bu kozalardan oturu Bruksel'in soguguna karsi korunabilmis ve bu gune kadar cogalarak gelebilmis olmalarini bir nevi anlasilabiliyor... E dedim ya, evrim teorisi... Degisen cevre sartlarina uyum saglayabilmek... Hatta "survival of the fittest" diyecegim utanmadan :D

Peki durdum durdum, tam da gider ayak neden yazasim geldi bunu bloga? :)

E artik Ixelles mahallesine tasindik ya, karsimizda da Tenbosh Parki, icinde de bir papagan kolonisi. Yani kisacasi, "Kus sesleriyle uyanmak" da ne oluyormus? Bizimkisi daha bir egzotik oldu iste, her sabah papagan sesleriyle uyanir olduk :D

Iste bende zaten daha once de yazmak istedigim bu hikayeyi bu sefer azmettim ve paylastim sizlerle blogda. Komik olan- arastirmaci gazeteci ruhuna sahibim ya- Bruksel'in bu egzotik sakinlerinin hikayesini internette arastirinca, yukarida anlattigim bu minik papaganlarin hikayesini dogrulamayi bir kenara birakin, butun evrim teorilerim- yasadiklari ortama uyum saglamalari vs. de bir guzel cope gitti!

Anavatanlari Guney Amerika olan bu papaganlari tabii ki de incelemisler. Sehrin guney batisini tercih eden bu egzotik gurultucu papaganlarin kolonilerini ve icindeki papaganlari da tek tek kaydetmisler... Ama bu incelemeleri okurken hicbir yerde papaganlarin ne sekilde Bruksel'e yerslesmis olabilecekleri hakkinda fikir uretilmemis oldugunu gormek beni hayal kirikligina ugratti :( sadece 70'lerde geldikleri soyleniliyor..

Ben de yukaridaki hikaye ile yetinmeliyim :)


Sabahlari kotu sesleri bile bir tebessume sebep olabiliyor ya, daha ne olsun? Raziyim ben gaklarina guklarina :)

---

Fransizca bol resimli bir makale : http://www.cowb.be/docpdf/perruches.pdf
Benim gibi merakli bir blogcu (Fransizca): http://www.bxlblog.be/2007/11/04/perruches%E2%80%A6/
İngilizce resimli bir site: http://hjem.get2net.dk/phk/parakeeteng.htm


Foto: http://www.conferencing4less.com/picts/Green_parrot.jpg

Thursday, August 21, 2008

Bir kahvenin 40 yil hatiri var...


Eger Bruksel'de yasiyor ve Starbucks'un kahvesini ya da yiyeceklerini cok ozlediyseniz, once trafik saatlerine rastlamamak sartiyla Havalimaninin yolunu bir guzel tutun. Sonra parali otoparka aracinizi bir guzel park edin. Ardindan girin havalimaninin gidis katina ve havalimanina mahsus olmasini dileyeceginiz fiyat karsiliginda, bunca zahmete degecegini dusundugunuz kahvenizi guzel guzel icin ( 5 euro - en azindan kucuk boy bir Caramel Macchiato icin )


Uzun suredir sehir efsanesine donusen "Bruksel'e Starbucks acilacak" soylentilerinin aslı astarı oldugunu kendi gozlerimle de gordukten sonra, artik guvenle soyleyebilirim :

14 Agustos 2008'de Bruksel Havalimanına Belcika'daki ilk Starbucks acilmis bulunmakta...


E biraz gec oldu ama guc olmasin, dimi?

Hadi gozumuz aydin :)

Thursday, August 14, 2008

Takilmis kanadi gocmen buluta...

Gocebeyiz bir kere, genlerimizde var iste...

Dun harala gurele esyalarimizi nakliyecilere teslim ettik... Ev o kadar bos geldi ki, aksam attik kendimizi sokaklara !

Once bir Belcika klasigi "masa birlestirilmez" Cheesecake Cafe garsonlari, bize Turkiye'ye donme zamanimizin coktan geldigini hatirlatti. Sonra da Belcika'da oldugumuzu unutturan, guler yuzlu Drug Opera'nin tonton garsonu babiskomun bizimle " iste budur Belcika" dusuncesini paylasmasini sagladi. Servis neseli ve hizli, tatli porsiyonlari iste kocaman ve fiyatlar "demokratik" idi.


Gitmeden once hersey daha bir degisik geliyor insana sanki?


Sokaklarini, parklari kisacasi butun Bruksel'i insan gitmeden hafizasina kazimaya calistigi icin mi o kadar pur dikkat heryeri inceliyor ve "sindire sindire" seyrediyorum acaba? Yoksa nostalji ruzgari beni simdiden etkisi altina aldi mi?

Bu hafta son gunlerimizi gecirmek uzere Bruksel'in baska bir semtine, Ixelles'e tasiniyoruz gecici olarak... Bizim semti -Woluwe Saint Pierre'i -o kadar cok benimsemis ve sevmisim ki sanki ihanet ediyormus gibi hissediyorum mahalleme... Bir yandan da Bruksel'i baska, hatta daha kozmopolit ve genc bir semtten kisa da olsa yasama fikri cok heycan verici... Louise bolgesini kesfe cikacagim ;)

Bu satirlari da Bourse civarinda saat 19'da acik buldugumuz tek "internet" cafe'den yaziyorum- AZERTY klaviye ile savas vererek - caktirmadim dimi :P

Zaten bir Q klaviye (nami-diger QWERYTY) bulmak icin saatlerce volta attik sehirde !


Bir sonraki yazimi Ixelles'den yazarim artik ;)

Sunday, August 3, 2008

Yagmurlu bir Agustos gunu



Uzun suredir bizim buralarda gorulmedik bir guzel hava vardi...

Soyle bol gunesli ve 30 dereceye yaklasan bir sicaklik ile Temmuz ayinda oldugumuzu sonunda fark etmistik ki- zaten bekliyorduk- guzel Belcika yagmurlarimiz basladi gene :) Valla ben simdilik sikayetci degilim, ne guzel mis gibi yagmur kokuyor :)


Boyle bir gunde genelde evde miskinlik yapmayi sevsem de, e nasil olsa artik 3 senelik Belcika'liyiz, yagmur camur bizi korkutmaz diyerek atladik Bruj'e gittik Babiskomla bugun :)


Eskiden oturdugumuz evi gosterdim, bildigim kestirmeler, ozledigim Da Vinci dondurmacisi, Van Oost cikolatalari, turist avcisi Markt'daki Kafeler derken ilk defa bir kanal turuna katildim... feci bir yagmur yagmasina ragmen keyifli oldu Bruj'u bir de kanallardan gormek :)

Insanoglu ne garip. Bir seneye yakin Bruj'de oturduk ve her gecen gun daha da bir isyan bayraklarini ceker duruma gelmistik, simdi ustunden 2 sene gecti ve her gidisimde sasirtici sekilde keyif aliyorum. Cok ozluyorum diyemem belki ama, UNESCO Dunya Mirasi olan "Kuzeyin Venediginde" yasamis olmak hos bir mutluluk sebebi olmus herseye ragmen...

Kendime de kiziyorum! O kadar heveslenmistim Flamanca ogrenmek icin ama ilk iki ayda butun hevesim kirilip, tavsan daga kusmus dagin haberi yok misali, ben de davsan gibi kusmustum.

Turistlerden gina gelmis olmali ki garip bir yabanciyi hor gorme, azarlama hatta bir de Turk oldugumuzu duyunca saskinlikla beraber o ana kadar gevezelik edebilirken birden konusacak konu bulamamak gibi, trajikomik diye adlandirabilecegim durumlari yasamak beni cok soguttu... Zaten bolca yazmisimdir bunlari: dukkanlarin erken kapatilmasi, kapanis saatine 15 dakika kala iceri kimseyi almamak, hatta icerdekileri de ordekleri kislarcasina ellerini cirparak "Allez Allez" diyerek kovalamak (?!)... beni benden alan ilk Belcika tecrubelerim olmustu :'-(

Iste bu garip duygulari giderek daha az hisseder oldum, herseyi ve herkesi oldugu gibi kabul ederek daha bir keyif almaya baslamisim ben hayattan galiba... Ee evet, 31 yasinda mi bunu anladin diyebilirsiniz ama insan duygusal olunca, hemencecik etkileniyor cevresindeki olumsuzluklardan ve kendi ruh sagligi icin buna karsi bir zirh olusturmak belki baskalarindan daha cok zaman alabiliyor... Ben sikayetci degilim zaten ne bu durumdan ne de bu "kisisel gelisim" surecimden :P

Gene gecenin 1'inde basladim kendi beynimin icindekileri dusunmeden oylece bloga aktarmaya... Seviyorum yazmayi napiiim? O an aklimdan gecen seyleri kagida dokmeyi seviyorum iste (Sanal gunluk iste :P). Otosansurledigim cok dusunce vardir tabii simdi hatirlayamayacagim. Ama genel olarak, koseleri biraz yumusatarak ve sivri dilli olmadan, ruh halim yansiyor tabii yazdiklarima...

Veeeee konuyu saptirmak, allak bullak etmek bu olsa gerek diyorum :D



Bruj...

Bruj'de sevdigim bir yeri paylasmak istiyordum sizinle aslinda. Turistlerden uzak, kanalin kiyisinda ruhumu dinlendiren bir mekan var: Die Swaene Hotel'ine ait olan Pergola Kaffee.

Kis bahcesinde oturup yagmurun sesini dinlerken, Limoges porseleni fincandan guzel bir cay icmek benim kucuk lukslerimden biri iste...

Cayimi yudumlarken, tekne turunda tepeden asagi islanmis oldugumuzu unuturak, birden gidis sendromuna tutuldum...

Bir aya kalmadan Turkiye'ye donuyorum iste, 3 sene goz acip kaparcasina cabuk gecti bile... Bruj'e bir daha gelir miyim gitmeden? Gelmem buyuk bir ihtimalle... Bir dahaki Bruj gezisini acaba ne zaman ne sekilde yapacagim/cagiz?

Bu dusunceler kafamin icinde gelip giderken bir de Babiskomun dusuncelerini tahmin etmeye calisirken buldum kendimi: 1970'lerin basi Bruksel... Ahmet burada doguyor, bizimkiler daha 30yasindalar... Aradan 30 kusur sene geciyor. Onca gitmeler gelmeler, AB isleri, ortak pazar toplantilari/muzakereleri... simdi de kizini ziyarete geldin buray bak babisko. 30'larinda Bruksel'de yasarken gelir miydi hic bunlar aklina ? :)

Hayat hos suprizlerle dolu. Butun zorluklarina ragmen, gocebelik varmis ki bizim genlerde bu tasinmak gozumuzu hic korkutmuyor hatta aksina her yeni mekan bizi cok heycanlandiriyor...

Belki bundan 30 sene sonra, gocebe genlerimiz cocuklarimiza da gecer ve bir sekilde herkesin ugradigi Belcika'da, belki de Bruj'deki Kafelerden birinde ben de kizimla/oglumla oturup bugun dusunduklerimin birkacini hatirlayip gulumseyebilecegim...

Sunday, July 20, 2008

Kiss & Drive


Daha önce koymak istediğim bir foto bu ama bugüne kısmetmiş...


Şu kısmet kelimesi de türk milletinin en sevdiği kelime valla...
Yok, bir de inşallah, hayırlısıyla, hayırlısı olsun, hayırsa eğer, Allah'ın izniyle... gibi ifadelerimizi de unutmamak lazım, dimi ama ? :)


Foto bir kaç aydır Brüksel Havaalanının yeniden yol düzenlemesinden ötürü allak bullak olmasıyla ilgili :)
Tipik bir belçika mizahı (mizahları hakikaten enteresandır, yok valla kötü anlamda demedim.. iyilerdir yani :))


Bu yolda Kiss & Drive kuralı geçerlidir.. sevdiceğinizi öpün ve yolunuza devam edin kuralı :)


Öptüm ve yoluna devam etti....

Kiss and Drive Baby, Kiss and Drive....

Monday, July 14, 2008

Lekelerin Korkulu Dusmani : Asli Centile :P

Su son gunlerde lekelere tamis durumdayim...

Sarap lekesi, kahve lekesi, salca lekesi derken, iyice abartip butun evi bastan sona, "lekelerin korlulu dusmani" misali kontrol etmeye basladim...

Derken bazi lekelerin eski oldugunu ve caaanim Ace Gentle'la bile cikmamis oldugunu gormek - korku filmlerinin meshur fon muzigi esliginde- dehsete dusurdu beni !!!!

Dunyanin bilgisini evinize tasiyan sevgili internetten hizli bir arastirma yapip, hangi leke nasil cikartiliyormus ogrendim ve gelecekte olusacak diger leker icin de bir yere not ettim...

Not etmekle kalmayip, bloga koyayim bir de dedim...

Malum ben bahar temizligini yeni yapanlardanim ( bahari yasayamadik ki burada diye, hemen de bir bahane bulurum :)); benim gibi gec kalmislar icin veya lekelerle kafayi bozmuslarin isine yarayacagini umdugum birkac link:


http://www.uzmantv.com/murekkep-lekesi-nasil-cikarilir


http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=7476

http://www.chemistry.co.nz/stain_frame.htm

Martha Stewart'in hem temzilik hem de duzen onerilerini cok begeniyorum, herkesin isine yarayacak super fikirler var.

Son olarak, NTVMSNBC'de buldugum listeyi de oldugu gibi buraya kopyaliyorum


ALTIN TEMİZLİĞİ

Bir litre suya 15 gr. sabun rendesi ve 100 gr. amonyak ilave edin. Temizlemek istediğiniz altın eşyalarınızı bu karışımın içinde yarım saat kadar bırakın. Sonra, soğuk suyla durulayın ve bir deri parçasıyla temizleyin.

AMPULLERİN TEMİZLİĞİ
Alkol en iyi temizleyicidir. Ancak ampulün yüzeyi pütürlüyse kesilmiş bir soğan parçasıyla silip nemli bir bezle temizleyin. Ampulün temizliği bittikten sonra ışığı yakmadan, üzerine bir iki damla parfüm sıkın. Odanız cok güzel kokacaktır.

AYAKKABIDAKİ LEKELER
Su lekesi - Boyamadan önce vazelin sürün.
*Küf lekesi - Gliserin sürülmüş bir bezle temizleyin.
*Spor ayakkabıların temizliği - Ayakkabıyı, benzine batırılmış eski bir diş fırçasıyla ovalayın.
*Açık renk ayakkabılardaki lekeler - Benzine batırılmış bir bezle silin.
*Koyu renk ayakkabılardaki lekeler - Alkole batırılmış bir bezle temizleyin.
Vernikli ayakkabılar - Süt ve limon suyu döktüğünüz bir bezle temizleyin.
*Süet ayakkabılarınızın tüylerini kabartmak - Ayakkabıyı su buharına tutun, ayakkabı iyice kuruyunca tel fırçayla fırçalayın.
*Rugan ayakkabılardaki çatlamaları önlemek - Zeytinyağı veya vazelin sürün. Sıcaklık rugan ayakkabıların çatlamalarına sebep olduğu için serin yerde saklanmaları gerekir.

Kahverengi ayakkabıları siyaha boyamak isterseniz önce çiğ patatesle ovalayın sonra siyah cila sürün.

AYNA TEMİZLİĞİ
Gazete kağıdını top haline getirerek, 2 ölçü su ve 1.5 ölçü sirke karışımına batırıp aynanızı bununla silin, arkasından kuru bir bezle kurulayın.
Yarıya bölünmüş çiğ patatesle aynanızı silin, sonra içine az miktarda alkol katılmış suyla durulayın.
Ayrıca aynanızı temizlediğiniz son suya alkol katarsanız sineklerin konmasını engellersiniz.

BLUCİNLERİN RENGİ
Renginin açılmasını istemiyorsanız, yeniyken içine bol miktarda tuz atılmış soğuk suda 12 saat kadar bırakın. Sabit bir renk kazandığını göreceksiniz.

BOYA LEKESİ
Kumaş üzerindeki boya lekeleri için: Leke tazeyse, en etkili temizleyici madde terebentindir. Leke kurumuşsa, sabunlu suyla yıkayın ve birkaç saat bu suda bırakın. Boya iyice yumuşayınca bir bıçakla kazıyın, sonra terebentinle silin.

ÇAMUR LEKESİ
Leke olan elbiseyi hemen fırçalamayın. Çamur lekesi kuruyunca hafif bir fırçalamayla çıkar. Eğer inatçı bir lekeyse, eşit miktardaki su ve sirke karışımıyla silebilirsiniz.

ÇAY LEKESİ
*Beyaz kumaştaki lekeyi limon suyuyla silin ve soğuk suyla durulayın.
*Renkli kumaştaki taze lekeyi yumurta sarısını suyla karıştırarak ovalayın. Eski bir leke ise gliserinli suyla silmek iyi olacaktır.
*Halı üzerindeki çay lekesini, eşit ölçekteki alkol ve sirke karışımı ile silin.

ÇİKLET YAPIŞIRSA
Çikletin yapıştığı yerin iç tarafına naylona sarılmış bir miktar buz koyun. Buzun etkisiyle çiklet donduktan sonra bir fırçayla donan çikleti fırçalarsanız yapıştığı yerden çıkacaktır.

ÇİKOLATA LEKESİ
*Kumaştaki çikolata lekesi için; en iyi yol gliserinle ovup yağ emici iki kağıt arasında bir süre bırakarak yağının iyice emilmesini sağlamaktır. Eğer bu işlem yeterli olmazsa ve lekeli kumaş rengi atmayan bir tür kumaş ise lekeli kısmı suyla karıştırdığınız 90 derecelik alkolle silin.
Halıdaki çikolata lekesini; sabunlu suyla lekenin dış kısmından başlayarak içe doğru silin. Üzerine talk pudrası döküp bir süre bekleyin. Halıyı silkeledikten sonra eşit miktarda su ve alkol karışımıyla tekrar silin.

ÇİMEN LEKESİ
Çamaşır suyuna dayanıklı kumaşlarda, lekeyi nemlendirdikten sonra üzerine deterjan dökerek ovalayın, çamaşır suyu eklenmiş sıcak su ile yıkayın. İnatçı lekeleri alkolle sildikten sonra lekeli bölgeyi iyice durulayın. Çamaşır suyu kullanımına uygun olmayan kumaşlarda, aynı işlemleri çamaşır suyu kullanmadan yapın. (Kumaşın asetat içermesi halinde, bir birim alkole iki birim su ekleyin.)

FONDÖTEN LEKESİ
Elbisenizdeki fondöten lekesini, etere batırılmış bir bezle sildikten sonra sabunlu suyla yıkayın; leke yok olacaktır.

KAN LEKESİ
Sıcak su kullanmayın; çünkü sıcak su, lekenin daha fazla işlemesine neden olur.
Beyaz kumaşta: Lekeyi oksijenli suyla ıslatın. Sonra sabunlu ılık suda yıkayın.
Renkli kumaşta: Nişastayı suyla karıştırarak bir hamur yapın. Bunu lekeli yere sürerek kurumasını bekleyin. Sonra fırçalayarak temizleyin. Bir başka yöntem de aspirin tabletini azıcık suyla eritip lekeli yeri bununla örtmektir, iyice kuruyunca fırçalayarak temizlenir.
Halıda: Lekeli yeri beyaz sirkeyle ovun.

KAHVE LEKESİ
*Leke tazeyse üzerine biraz tuz dökün.
*Beyaz pamuklu kumaştaki lekeyi oksijenli su ile silin, yeterli olmazsa çamaşır suyu kullanmanız gerekir.
*Renkli kumaştaki lekeli kısma biraz gliserin sürün ve ılık suyla durulayın.
*Halıdaki lekeli yeri, eşit miktarlardaki alkol ve beyaz sirke karışımıyla silin.

MEYVE LEKELERİ
*Beyaz kumaşta: Lekeyi amonyaklı suyla yıkayın. Çıkmazsa, çamaşır suyu ilave ettiğiniz sabunlu suya batırıp lekeli kısmı ovun.
*Renkli kumaşta: Lekeyi 90 derecelik alkol ya da amonyak ilave edilmiş oksijenli su ile yıkayın ya da ekşimiş sütü lekenin üzerinde 2-3 saat bırakın.
Sentetik kumaşta: Lekeyi limon suyu, beyaz sirke, hafif amonyaklı su karışımı ile çıkarabilirsiniz.
Yünlü ve ipekli kumaşta: Lekeli kısmın altına su emen bir kumaş parçası yerleştirin ve lekeyi beyaz sirkeyle silin.

MUM LEKELERİ
Cilalı ahşapta: Bir karton parçasıyla kazıyarak mümkün olduğu kadarını çıkarın. Sonra sıcak suyla ovun. Eşit oranlardaki terebentin ve ketenyağı karışımına batırdığınız bezle lekeyi ıslatın. Kuruduktan sonra parlatın.
Vernikli mobilyada: Kartonla kazıdıktan sonra petrole batırdığınız bir bezle silin.
Örtüde: Mumun koparabildiğiniz kısmını aldıktan sonra örtüyü yıkayın. Kuruduktan sonra ütülerken mum lekesinin bulunduğu yeri iki kurutma kağıdı arasına koyun.

MÜREKKEP LEKESİ
Deri eşyada:
Biraz limon suyuyla lekeyi fırçalayın.
Kumaş üzerindeki lekeler
*Dayanıklı kumaşta: Biraz limon suyu ve ılık sütle silin. Durulanınca leke yok olacaktır.
*Nazik kumaşta: Leke kuruyunca, üzerine talk pudrası dökün. Leke kaybolana kadar fırçalayın.
*Beyaz çamaşırda: lekenin üzerine sulandırılmış hardal dökün. Yarım saat kadar bekleyip, süngerle lekeli yeri yıkayın.
Mobilya üzerindeki lekeler:
*Eğer leke tazeyse; sıcak suya çiğ süt (kaynatılmamış süt) veya limon suyu ilave ederek, lekeyi bu karışım ile silin.
*Leke eskiyse; lekeyi zımpara kağıdı ile kazıyın, daireler çizerek mantar tıpayla parlatın.
*Cilt üzerinde: Parmaklarınızdaki mürekkep lekelerini domates suyuyla ovarak çıkarabilirsiniz.

Kırmızı mürekkep lekesinin üzerine hardal sürüp birkaç saat öylece bırakın.

PAS LEKESİ
*Sentetik olmayan kumaşlarda : Lekeyi tuzlu limon suyuyla ovduktan sonra içerisine biraz amonyak katılmış suyla silin ve durulayın.
*Sentetik kumaşlarda : Lekeli kısmı biraz limonla ovun.

RUJ LEKESİ
Kumaştaki ruj lekesini:
Etere batırılmış bir pamukla silin ve bu işlemi birkaç kez tekrarlayın. Ancak bu işlemi yaparken ateşten uzakta durmaya dikkat edin çünkü eter çok yanıcı bir maddedir.
*Lekenin üzerine sabun sürün, bir saat öyle beklettikten sonra yıkayın.

Üzerine pamukla oksijenli su damlatıp suyla durulayın.

SALÇA VE KETÇAP LEKESİ
Sıcak su ile gliserini eşit miktarlarda karıştırın. Kumaşı bir saat boyunca bu karışımda beklettikten sonra her zaman kullandığınız deterjan ile yıkayın.

ŞARAP LEKESİ
Beyaz kumaşta:
*Kumaşı bir süre kaynamakta olan süte batırın sonra yıkayın.
Örtünün üzerine şarap dökülür dökülmez tuz serpin. İlk yıkamada çıkacaktır. Eğer çıkmazsa, yıkama suyuna biraz çamaşır suyu katın.
Renkli kumaşta:
Lekeli kısmı amonyaklı soğuk suya batırın.
Beyaz pamuklu örtüde:
Şarap dökülür dökülmez lekeli kısmı beyaz şarapla ıslatın.

TERLEME LEKESİ
Beyaz kumaşta : Asitoksalitle silin, durulayın, sonra oksijenli su ile silin.
Nazik kumaşta: Hafif amonyaklı veya limonlu su ile silin.
Yünlü kumaşta: Kumaşı birkaç saat sirkeli soğuk suda beklettikten sonra lekeyi temizleyebilirsiniz.

YAĞ LEKESİ
Sıçrayan yağlar için en etkili temizleyici ispirtodur.
Zeytinyağı lekesini kumaştan çıkartmak için bir parça ekmek içini yuvarlayıp lekenin üstünde gezdirin.

YUMURTA LEKESİ
Yumurta lekelerini çıkartmak için soğuk su kullanmalısınız.
Genellikle sabunlu su yeterli olsa da beyaz kumaşlarınız için biraz çamaşır suyu ilave edebilirsiniz.
Kesik limonla lekeli yerleri ovun.

Suda haşlayarak ezdiğiniz bir parça patatesle ovun.
İçinde çakıl bulunmayan nemli toprakla silin.



Wednesday, July 2, 2008

Jour J - 152


Aslinda yazacagim konu icin o kadar cok baslik var ki aklimda..

Yukarida yazdigim gibi:

Fransizlarin onemli bir olaya kalan gunu belirtirken kullandiklari, II. Dunya Savasi- Normandiya cikartmasinin parolasi olan D-Day'in Fransizcasi
Jour J ( - X gun)

Veya cok sevdigim atasozumuz:

Tilki'nin dondugu dolastigi yer kurkcu dukkani misali

Ya da kisa ve oz:

Son demler

*****

Evet, artik Ankara'ya donusumuz kesinlesti, tarihi de belirlendi sonunda :)

Hem cok heycanliyim hem de binbir dusunce ve telasa kapilip sevincim kursagimda kaliyor her zamanki gibi..

Gocebelik genlerimizde var zaten bana gore ama genetik olmasina ragmen, insan gene de her tasinmada bir tedirginlik, bir stres yasiyor.


Komik olan, bu ulke'ye ayagimi bastigim ilk anki duygulardan cok uzak duygularla ayrilacak olmam.

Kendimce "cozdum" ben bu kendine has, suprizlerle dolu, minik bir avrupa ulkesi olan Belcika'yi :)

Ancak, ozleyecegim de cok sey olacak. Bunu bilmek ve kabul etmek de, kendimce olgunluk gostergesi oluyor :)


YESILINI, hele KURAK Ankara'da, cok ama cok ozleyecegim !!

PARKLARINI
TOPLU TASIM AGINI
YAZLARI GECE 11'DE KARARAN HAVASINI
BENI GULDUREN HERSEYI
FLAMAN/VALON/BRUKSEL UCLEMESINI
EVIMI
DUZENIMI
ARKADASLARIMI
PEYNIRLERINI
(bir de ARABAMIZI :P)


Kisacasi, zorluklarla kurmus oldugum 3 senelik hayatimi ozleyecegim :)


Ankara benim sehrim olsa bile, her biraktigimda yepyeni bir duzenle karsiliyor beni. Yollari degisiyor, tunneleri kaziniyor, bitmeyen metro insaati eskisehir yolunu mahvetmeye devam ediyor, umitkoy artik kendi basina bir sehir olmak uzere oluyor... ve de arkadaslarimin cogu biryerlere gitmis oluyor...

Allah'tan birkaci dondugumuzde Ankara'da olacak gene, bir de kuzenlerim, e tabii ki ailemle de ayni sehirde olacagim yeniden :)


Butun bunlar beni heycanlandirip, sevindirse de, bir yandan da yerlesmek, yeniden uyum saglamak da bir o kadar simdiden yoruyor valla...



Ama ne olursa olsun, her degisiklik yaninda beklenmedik suprizleri ve guzellikleri de getiryor kanimca. Tipki Belcika'daki hayatimin bana ummadigim seyler kazandirmasi gibi :)



Bonus, Jacques Brel ve Bruxelles sarkisi. Azcik nesemiz gelsin :)



Foto foto: http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Grand_Place.jpg
http://en.wikipedia.org/wiki/Ankara

Friday, June 27, 2008

Ruhunuzu Dinlendirin



Su siralar o kadar yogunum ki, derler ya kafami kasiyacak vaktim yok.. resmen oyle oldu :) Hatta su an bu yaziyi da iki is arasina sikistirmaya calisiyorum... du bakalim ;)

Butun bu kosturmayi en son universite'de yasadigimi hatirladim birden... odevler, sunumlar, sinavlar bir de olmazsa olmaz iki kakara kiri molasi vermeler :) Ozlemisim!

Konumuza geri donecek olursak, kafamdaki bu kargasaya karsi bedenimi dinclestirmek ve ruhumu arindirmak icin dinledigim o kadar muzik arasinda bir tanesi var ki beni bambaska yerlere goturup kafami tamamen bosaltmakla kalmiyor bir de inanilmaz bir enerji ve mutluluk veriyor :)




Hepiniz en az bir kere olsun Andrea Bocelli'dan bir sarki dinlemissinizdir. Gerek Opera'dan bir arya olsun, gerek kendi sarkilari veya baska sanatciklarla yaptidi duetler olsun, yorumladigi her sarkiyi bambaska bir boyuta tasiyor... Pavarotti'nin veliahti deniyor ama boynuz kulagi gecer misali, ben Andrea Bocelli'nin sesini daha cok begeniyorum, daha yumusak geliyor kulagima., aman ustaya saygisizlik olmasin ,topragi bol olsun, pavarotti de apayri bir tenor sonucta :)


Herneyse, benim size onerecegim:


Kargasali bir gununuzde, soyle iki dakika zihninizi dinlendirmek icin bir Andrea Bocelli patlatin :) Yuzunuzde bir gulumseme, ruhunuzda bir huzur olmuyorsa namerim :P


Bonus bir de asagidakini ekliyorum :)

Soylememe gerek yok tabii, seyretmez zorunda degilsiniz ama acin dinleyin baska islerinizi yaparken :)



Friday, June 20, 2008

Yuregimdeki Turkiye - Euro 2008

"Turkiye icinde olur be Diji" misali bizim de Turkiye'miz icimizde...



Zafer coskusuyla aldik elimize bayragimizi, attik kendimizi Turk mahallesinin sokaklarina :)




Sevincimiz Schaerbeek'ten tasmis taa Brouckere meydanina kadar varmisti..



Inanilmaz bir geceydi.. . Sanki Turkiye sokaklarindayiz! :D

Memleketten uzak bile olsak, biz gene de icimizde yasatiriz Turkiye'yi:)



Saturday, May 31, 2008

Bizim Mahallede Senlik Var



Yarin bizim mahallede 2'si1 arada misali iki senlik varmis

Birincisi, Avenue de Tervuren'in 111. Yildonumuymus :)

Bu vesileyle saat 10:00'dan 19:00'a kadar cadde Jules de Trooz sokaginda Porte de Tevuren'e kadar trafige kapali olacakmis. (toplu tasim araclari haric)

Cadde uzerinde cesitli etkinlikler yapilacakmis, cocuklar icin gosteriler/oyunlar, yemek standlari, el isi urunlerin satisi, panayir da kurulacak deniyor :) . Faytonla tur atilabilecemis..

Bir de Avenue de Celtes'de bit pazari kurulacakmis, Rue des Tongres'da (merode'daki alisveris caddesi) antika pazari olacakmis veeee saat 16:00'de geleneksel 10.000 yumurtali omlet pisirilecekmisss... Daha da ilginci Leopold II gobeginde Polis'in K9 gosterisi.
Montgomery gobeginde konser alani kurulacakmis ve bilumum gruplarin gun boyu konserleri olacakmis..

Daha bitmedi :)


Ikincisi, Cinquantenaire Parkinda Cevre Senligi varmis :)

Saat 11:00'den itibaren cestli gosteriler, aktiviteler, oyunlar ve sunumlar olacakmis.

Hersey 100% ekolojik :) yemekler, bilgilendirmeler, Gelecegin mahallesi projesi altinda yeniden donusturulmus maddelerle yapilmis gecek boyutta bir ev olacakmis

saat 19:00'dan itibaren Neneh Cherry konseri



Detayli bilgi icin:

http://www.ibgebim.be/Templates/Default.aspx?id=13014&langtype=2060

http://www.etterbeek.irisnet.be/site/fr/actualite/info_jour_liste_htm#tervueren

Foto kaynak: http://www.trabel.com/brussel/brussel-cinquantenairepark.htm

Wednesday, May 28, 2008

Mayis Sikintisi

Yazacaklarimin Nuri Bilge Ceylan'in filmiyle alakasi yok ama baslik olarak cok guzel oldu... (kendisini de tebrik ederim ayrica)

Yazacaklarim, her gidis- gelisimde kendi evimi ne kadar ozlemis olsam da ufaktan bir uyum sikintisi yasiyor olmam.

Islerin birikmis olmasi, herseyin ustume ustume geldigini hissetmem..

Sabahtan aksama kadar yapacak o kadar isim olmasina ragmen, kacacak yer aramam...

Iste bu da benim mayis sikintim oldu... Geçmiş olsun.

Thursday, May 15, 2008

Tek Disi Kalmis Canavar

Bugun Ilker'i ise birakirken, Belcika'ya geldigimden beri beni cok etkileyen davranisi/ dusunceyi veya insaligi bir kere daha yasadim ve farkli toplumsal duyarliliklari/davranislari sorgulamaya calisirken birden bire gozumden yaslar akiverdi.

Bizler Turkuz. Bireysellikten cok toplumcu bir milletiz. Kendimizi paylasimci, yardimci, duyarli ve batili milletlerle kiyaslarkan cok insancil oldugumuzu hep vurguluyoruz.

"Komsuda piser bize de duser" cok sevdigim laflardan biridir. Fazla soze gerek yok, bizler varimizi da yogumuzu da paylasmayi seven insanlariz. Sokakta rahatsiz edilseniz, birileri hemen kosar gelir yardiminiza. Yasli bir teyzenin elinde bir sepet goren mahalleli cocuk, buyuklere saygi kavramini o kadar iyi bilir ki, dusunmeden kosar yardim eder hemen.

Butun bu guzel ozelliklerimizi batili toplumlari bencil, bireysel ve korkak diye tanimlarken, gogsumuz kabara kabara, ballandira ballandira anlatiriz.

Avrupa'da kim kime dumduma yasanir. Komsunuz birak arada bir evde pisen size de duseri, size hosgeldine bile ugramaz. Yaslilar kendi islerini kendileri gorur, alisveris torbalarini kendileri tasir. Yardim teklifi ederseniz de once bir korkarlar. Baskasi icin harcanak bir kurusun bile hesabi yapilir. Sokakta birilerini rahatsiz eden mi var, gormezden gelip kaldirim degistirirler. Yanlis yere park ettiniz diye, komsunuz sizi polise bile ispiyonlar.

Butun bunlar, hepimizin bilelim bilmeyelim, basma kalip avrupalilar hakkindaki onyargilarimiz.

Bizler cok cana yakin, yardim sever ve paylasimci. Onlar o kadar bireysel, bencil ve cimri .

Yikilacagina inanmadigim ve dogrulugunu cokca ispatlayan bazi onyargilarim, artik beni inanilmaz dusundurtmeye basladi.

Biz mi paylasimciyiz, yardimseveriz, ve delikanliyiz?

Yoksa bir ambulansin gecmesi icin buldugu her bosluga sikismaya calisarak yol acan Belcikali soforler mi?


Biz de ne olurdu ?

Hic kimse o trafikte daha fazla zaman/yer kaybetmek istemedigi icin, bir gun benim de basima gelir dusuncesi hic ama hic olmadigi icin, gidim oynatmazdi arabasini ambulasin gecmesi icin!
Hatta utanmadan uyanik oldugunu dusunup bir de ambulansin dibinden maksimum mesafe gitmeye calisirdi!

(Benim aglatan ulkemin hizla bencillestigini bilmekti !)

Sunday, May 11, 2008

Belcika'da Belcikali gibi davran :)

10 gundur keyfimize diyecek yok.

Masmavi bir gokyuzu, paril paril parlayan kocaman bir gunes ve 24-28 derecelik bir hava :)

Kendimi Bruksel'den cok bir sahil sehrinde hisseder oldum...

Peki, Belcikda'da yeterince kaldiginizi ne zaman anlarsiniz?

Efendim, ilk once gunesli bir gun ve en az bir 17 derece gerekiyor:

Sonra:

1/ Herkes gibi plaj havasinda giyinmeye basliyorsaniz...

2/ Gardirobunuzda butun plaj/yazlik kiyafetlerinizin yaninda, hala kisliklariniz duruyorsa...

3/ Balkonda, arabada, parkta ve cafelerde hemencecik kendinizi gunese verip sadece kemiklerinizi isitmakla kalmayip guneslenmeye de calisiyorsaniz...

Tamamdir!! Artik burali olmusunuz demektir :)

Hani ingilizce bir soz vardir ya "When in Rome, do as the Romans do" (roma'da romali gibi davran hani ).

Bundan daha anlamli bir soz olamaz herhalde. Bu dusunceyi benimseyip ben de artik Belcika'da Belcika'li davranicam :)

Hallbuki eskiden cok gulerdim, iki gunes yuzu gorup hemen soyunanlara.

Turkiye'de alisik oldugumuz icin, bizim icin cok da ozel olmuyordu günesli sicak gunler (simarmisiz sanki) . Hicbirimiz 25 derece oldugu zaman, sehirlerde sahil kiyisinda gibi giyinmeyiz sonucta.

Bruksel'e tasinali her gunes yuzu gordugumde, inceden inceye hep guldugum kuzey avrupali tiplemesinin bir parcasi oluverdim...

Artik ben de ne zaman gunes gorsem, hemen yazlik moduna giriyorum.

Terliklerimi cikarip, hangisini giysem diye bir heycanlaniyorum.

Biliyorum ya bir daha giyememe ihtmalimi, belki o yuzden bu kadar degerli oluyor terlik giyilebilen gunlerimiz :P

Hatta uyum surecini iyice abartip bir guzel gunes kremimizi surup, elimize kitaplarimizi/dergilerileri/sudokulari alip karsi parka attik kendimizi sonunda.

Benim icin ama bir tek pazar ekleriyle Turk gazetelerimiz eksikti :(

Belki bir de buz gibi kavun/karpuz, salatalik ve yesil erik hatta buzlu badem... plajda yapilan alaturka hamburger + kola/buzlu cay...


Wednesday, May 7, 2008

Neredeyse Frappuccino Buzlu Latte Kahve

Ben her ne kadar hemen tiril tiril yazliklarimi cekip super havanin - 24.5 derece- fazlasiyla tadini cikariyorsam da, bunyem kis uykusundan cikamadigi icin sanki alisamadi.

Eve her gelisimde dilim damagim kurumus oluyor... Bir de soyle ayaklarimi uzatip bir yorgunluk kahvesi icesim geliyor.. Ama o sicak kahvenin dusuncesi -ki normalde bayilirim- oyle bir ters tepti ki... Dedim benim neyim eksik??

Starbucks bana gelmiyorsa ben Aslibucks olurum :P


(wiki'nin yalancisiyim: yakinda acilacak ulkelerin arasinda Belcika' da vardi)

Buyrun iste size Frappuccino olmaya calisan buzlu latte kahvem (sutlu dicem ama latte daha havali :P)

- Blender'a buzu koyup azcik bir kirin (aman blenderinizi kirmayin bu arada)

- Ustune istediginiz kahveden (ben nescafe kullandim), sut ve seker ekleyin.

- Blender'da en yuksek ayarda Bzzzzzz!! 1 dakikada bile surmuyor bile hazir olmasi !!!!

Ben bir buyuk bardak icin bir tatli kasigi nescafe, 2.5 tatli kasigi seker, 6-7 kup buz, bardagin 3/4'u kadar da sut koyuyorum.

Hani hazir karisimlardan satiliyor ya, bence hic paranizi vermeyin bosuna.. iste size mis gibi
Neredeyse Frappuccino Buzlu Latte Kahve :))

Bununla sinirli kalmayip istediginiz variyasyonlari deneyin.. en kotu dokersiniz :P

Yaz niyetine bunaldigimiz su guzel gunesli gunlerde limonata, buzlu cay ve buzlu kahve gibisi yok valla :))

Tuesday, May 6, 2008

Bruksel Lahanasi 2 yasinda

Isteyerek olmadi galiba ama blogum da benim gibi boga burcu :P



"Kah gulduk, Kah agladik"

Dur bakalim, ilk iki sene boyle gecti..

Bruksel'den tasindiktan sonra ne olacak benim blog?

Donmeden bol bol yaziim, sonra da kapatiyim Bruksel Lahanasi'ni diyorum bazen. Ama yuregim el vermiyor simdilik. Hem ben devamliligi seven bir insanim, oyle hemen sen yoluna ben yoluna yapamam.. ozlerim ben lahanami..

Ama su bir gercek ki, ben bu blog isine girismis olmasaydim.. Bruksel'de tanistigim ve gercekten de hayatimin bir parcasi olan sevgili arkadaslarim olmazdi.. Gene yanliz kovboy takilirdim ben oyle, miskin miskin... Cankaya'da kahvalti nedir bilmezdim, Altin gunu tadinda sohbetlerimiz olmazdi, Haydi X'yere gidiyoruz diyerek apar topar evden disari atmazdim kendimi, Girls' night IN nedir bilemezdim :)

Iyi ki varsin Bruksel Lahanam :)

Saturday, April 12, 2008

Bollywood Night

Dil Se:



Ayaginin tozuyla Hindistan'dan donen arkidisimiz bizlere yeni Bollywood filmeri getirdi :)
Heyooo!! :D

Geleneksel Hint filmi gecelerimize kaldigimiz yerden devam!

Tuesday, April 8, 2008

Aile salonumuz ust kattadir

Gecen Pazar, gozlerimi yuvalarindan cikaran, agzimin suyunu akitan ve midemi bayram ettiren super bir Balikci kesfettik !!!

Neresi derseniz, Gare de Midi'nin civarinda, Fas mahallesinde.. L'OCEAN restorani.

Salas bir yer ama once goz, sonra mide doyuran, usutune usttuk bir de cep dostu bir lokanta. E daha ne olsun??? :)

Girer girmez zaten bir curcuna, tamam Turkiye'de bir balikcidayim diyorsunuz :). Sonra up uzun tezgahta cesit cesit karidesleri ve baliklari gorunce once bir gozunuz donuyor.. Sonra agzinizin suyu aka aka ne yemek istediginize karar vermeye calisiyorsunuz: jumbo karides, tatli su karidesi, deniz karidesi, kalamar, ton, dil, boy boy barbunlar ve sardunyalar.. akliniza ne gelirse!!

Genelde Belcika kuzey deniz baliklarinin bollukla bulundugu bir yer, mesela Turkiye'ye donunce ben morina baligini cok ozleyecegim. Ama levrekti, cipuraydi hepsi guneyden geldigi icin somondan bile daha pahaliya satilabiliyor. Simdi tam da bizim usul once goz sonra mide doysun mantigi da olmadigi icin buralarda, "Abi bir avuc sundan, bir avucta bundan koy.. hmm biraz da ondan ekle tepsiye" diyebilecegin bir yer gorunce valla insanin gozleri doluyor. (e haksiz da degiller artik ben bile bazi seyleri tane tane alir oldum!). Bir de midye tavayi ogretsek sunlara var ya, bizden krali olmaz bu memlekette :P



Tamam siparisler verildi, haydi bakalim ust kattaki aile salonuna :)

Amanin.. Pazar gunu herkes ailesini almis balikciya gelmis :) Masa bulmak zor gibi. Sagima soluma bakiyorum da pek yabanci goremedim sanki.. bizim disimizda. Herkes kendi memleketinde.. Burasi Belcika degil valla :) Kendimizi herhangi bir Akdeniz kasabasinda hissederek, silip supurduk tepsideki baliklari !!!

Buradan Cem'e ve Inci'ye bize bu muhtesem yeri kesfettirdikleri icin coook tesekkur ediyoruz. Vazgecilmezlerimizin arasina girdi bile :)

Birisi sorarsa Bruksel'de ne ozleyeceksin diye sayacagim ilk 5'in icine girebilecek potansiyelde valla !! Hatta Ilker ertesi gunden itibaren butun gun buranin hayalini kurmussa eger, siz anlayin ne kadar begendigimizi ! :)

Restaurant L'Ocean
Avenue Stalingard, 94
1000 Brussels
tel: 02 513 30 38