Showing posts with label Okullu Lahana. Show all posts
Showing posts with label Okullu Lahana. Show all posts

Tuesday, July 6, 2010

Hello Nigeria! That's my motherland!

Lagos, 1977


Yukarıdaki resimde ben neredeyim???

Soldaki Annem, sağdaki ise annemlerin Endonezyalı arkadaşlarının kızı (öyle dendi)

Peki ben neredeyim?


Annemin karnında :))))


İşte bu hafta tohumlarımın atıldığı yere, Nijerya'ya gidiyorum... Gerçekten de toprak mı çekiyor acaba?


O kadar çok hikaye var ki kulağımda :) Yoruba'ları, İgbo'ları, Hausa'ları daha gitmeden biliyorum: ) Ah, bir de doğum yerim Lagos olaydı, göbüşüm dışa dönük kesilmiş olaydı :)

(Valla şaka yapmıyorum! 7 ay annemin karnında zaten oradaymışım, e bir iki ay daha kalsaymışız da benim de doğum yerim Lagos olaymış, tam Afrikalı olurdum işte)


Heyecanlıyım anlayacağınız... Hem iş için, hem de Nijerya'ya gidiyor olduğum için...


İzlenimlerimi yazana kadar Dr.Alban'la idare edelim hep beraber: Hello Africa! ;





Tuesday, May 25, 2010

Leylek Airlines


Havada leylek gördüğüm de yok ki....


High season, low season derlerdi... Ben ise sadece "hı hı, evet" derdim.


Sonunda ne demek olduğunu anladım: Leylek Airlines'a sezonluk abonmanmış meğersem bu !!!

Yok, yok... valla şikayet etmiyorum! Haşaaa!!!


Sadece bavul yapmaktan, bişi unutacam diye panik olmaktan ve her seferinde evimi daha da özlemiş şekilde dönmekten biraz yoruldum..



foto kaynak

Thursday, March 18, 2010

Her gidişin bir dönüşü vardır...



Veni Vidi Vici demek istiyorum....


Ama bir yandan da kızım abartma, ilk gün yaşadığın stresi ve beraberinde gelen bütün duyguları unutma diyor içimdeki ses... Ben kendisine acımasız olanlardanım sanırım, bazen bu davranışım bana zarar veriyor, ama olsun, en azından katetmem gereken yolu da çok iyi bilmemi sağlıyor... Daha önümde up uzuuuun bir yol var. Ama o yolda olmaktan zaten inanılmaz bir haz duyuyorum, gerisi de zaman ve tecrübeyle zaten olur ( olur dimi??)

Kinshasa'ya geri gittiğime inanamıyorum birde! Hoş, pek gezemedik ama en azından bir Kongo nehri kıyısında tur atabildik :))

Kavuran güneşi özlemişim. Şıpır şıpır terlemek pek hoş olmasa da, gene de terlemeyi üşümeye tercih ediyorum her zaman!

Kamerun'un gelişmişliği, iş forumunda çılgınca alkışlayan iş kadınlarını ve adamlarını, pazardaki esnafın hoş sohbeti, her zamanki afrika'nın içten gülüşünü görebilmek çok hoşuma gitti !

Kinshasa'yı hatırladıkça ve her iki ülkeyi kıyasladıkça gene içim sızladı! Sanki birden bire, Kongolu'ların neden resim çekmemizden hoşlanmadıklarını anlar gibi oldum...

(Kalsaydım biraz? hemen dönmeseydim... cosa cosa yeseydim... skol içseydim... )

Thursday, October 22, 2009

No panic, herşey kontrol altında (?)

Kendimi soğuk kanlı bilirdim ben...

Bir şeyler ters gittiğinde en sakin kalanlardan biri hep ben olurdum. Hatta bazıları beni fazla "large" bulur ve gıcık olurlardı (bak gördün mü nazarları değdi işte!)

Ruslar "Eğer bir sorunun çözümü yoksa, ortada sorun da yoktur" derler. Bana göre benimsenebilecek en güzel yaklaşım!

Sorunun çözümü yoksa, sorun da kalmıyor demektir. Ya karma/kader vs. diyip geçeceksin, ya da psikopata bağlayıp saçlarını yolarak çözüm peşinde koşacaksın (bir diğer favori atasözünü paylaşmak için güzel bir fırsat : geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye ;))

Eeee?? Şimdi ne oldu ??

Çiçeği burnunda konferans çevirmeni brüksellahananız ilk anksiyete krizlerini yaşıyor!!

Sadece "O" günü düşünürken bile kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor, karnıma ağrılar saplanıyor!

Tam da anlayamadım aslında, çömezliğimden ötürü mü bu kadar heyecanlıyım yoksa bu sadece bir uyarı mı? Hayatımı bundan sonra anksiyete krizleriyle mi geçireceğim ??

Tiroid ilaçlarıma da ara verdim, halbuki ne güzel çarpıntı ilacı alıyordum günde 2 kere... Tam da ihtiyacım olan şey :)


Neyse, yazdım rahatladım. Oh be!!

Repeat after me: Ommmmm Ommmmmmaaaaarggggghhhhhh oooooooommmmm !!!


Tuesday, August 11, 2009

2009 Rekoltesi

Çiçeği burnunda "şaşkın" Konferans Çevirmenleri :)

Aslında çok daha güzel resimlerimiz de var ama yukardaki şaşkınlığımızı en iyi gözler önüne serendir!!

Bu resim çekilirken yaşadığım duygu karmaşasını anlatmaya zaten çalışmayacağım bile.

Master'da geçirdiğim bu 10 ayı bir yandan unutmak istiyorum, diğer yandan beni derinden değiştirdiğini bildiğim için böyle bir şeyin mümkün olmayacağını da çok iyi biliyorum.

Hani günlüklere yazılan "kah güldük, kah ağladık" sözü vardır ya, işte cuk diye oturuyor bu yaşanan 10 aya!


Sınıf arkadaşlarım konusunda nasıl şanslı olduğumu anlatamam..

Hocalar konusunda nasıl ayrıcalıklı olduğumuzu ise ne kadar söylesem azdır...


Aklımda neler var neler!! Ama hiç birini ifade edecek kuvveti şu anda kendimde bulamıyorum.

2 senelik yorgunluğu üstümden atmam gerekiyor (evet 2 sene dedim!) Peki bir haftalık tatil bu yorunluğu atmama yetecek mi??? hiiiiiiiiiiç ihtimal vermiyorum ama olsun, tatil tatildir.

Fişi çekmek istiyorum artık, çekemiyorum ama :( Nein !

Bir dakika dursa şu dünya....

Hiçbir şey, hiçkimse kıpırdamasa... Herşey havada boşlukta asılı kalsa bir süre...

Sessizlik...

Telaşe yok, stres yok :)

Thursday, May 28, 2009

2 final, 1 teslim, 1 mock conference...


Bugün benim için "yataktan çıkmasaydım keşke" dediğim günlerden biri oldu resmen...

Başlıkta yazdıklarımın yarısı bitti, bir o kadarı da yarına kaldı.

1 final ve bir "deneme konferans çevirisi" yarın gözlerimden öper (öss'ye hazırlanan gençler gibi hissetim şu deneme kelimesiyle)

Bir de hava muhalefetiyle karşılaştım ki, o da günümü iyice rezil etti!

Dondum, evet resmen dondum ben bugün.. ayaklarım buz kesildi. Yooo, valla sandalet giymemiştim! 22 derecelik havaya uygun çorapsız giydiğim babetler vardı ayağımda...

Bu kadarla da yetinmedi hava, sağ gösterip sol çaktı öğle yemeğinde birde... nasıl olsa güneş var, iliklerimiz ısınır dedik terasta oturduk ama nafile... güneş yüzünü göstermediği gibi, bir de üstüne bizimle dalga geçer gibi kafamıza yağmur damlalarını bıraktı...

" arkası gelmez dertlerimin, feshüpanallah" şarkısını dinliim ben bari :D

Sunday, April 12, 2009

Sakin bir hafta sonu

Sakin ve gayet dinlendirici bir hafta sonu geçirdikten sonra, "yoğun Fransızca"yla geçecek Pazartesi ve Salı günleri için enerji topluyorum şu Pazar akşamı...

Yarin sabah yatak odasına giren ve bütün aynalardan yansıyarak beni uyandıracak kocaman güneşle kalktıktan sonra, daha önce bahsetmiş olduğum şarkıyla güne başlamayı düşünüyorum...

Mmm, güzel bir kahvaltı (zeytinli ekmek üzerine sürülecek Pınar krem peynir! :P) ve okuldaki odamızda taze yapılacak bir espressodan sonra kim korkar Y.B hocayla yapacağımız çevirilerden ?? :D

İşte bu benim mini motivasyonlarımdan biri :P

İşin bu kısmı tamam. Yarın sabah güne nasıl başlayacağımı cümle alemle paylaştıktan sonra, asıl bahsetmek istediğim konuya, yani hafta sonunda beni etkisine alan birkaç şeyden bahsedebilirim artık dimi? :)

1. Nicolas Cage'in yeni filmi The Knowing.

Cumartesi akşam şekerli popcorn eşliğinde seyretmeyi hayal ettiğim ama yediğimiz pastadan ötürü midemde yer kalmadığı için kuru kuru seyretmek zorunda kaldığım gayet güzel bir film idi. Yanımda oturan iki çocuğa gıcık olmuş olsam da gıkımı neden çıkarmadım anlamadım, yoksa bu sefer benim yiyemediğim abur cuburları başkası yedi ve yediğini duyurduğu için mi bu kadar gıcık oldum??? Ama bir yandan da bilinç altımda işte bu yüzden onlara kızaman diye sesimi çıkarmadım ?? Hmmm?

Neyse, Nicolas Cage'i çok severim ve çok başarılı bulurum. Görsel açıdan çok iyi bir filmdi bence.

Filmi sevdim sevmesine ama bir tek sonunda biraz "yahu başka türlü de bağlayabilirlermiş" dedirttiler.. Eve gelince internette bağladıkları şekli anlamak için araştırma yapmadım da değil hani... Daha bir anlamlı oldu mu diye sorarsanız: Hayır. Ama genel kültürümü biraz daha zenginleştirmiş oldum :P. Aslında bu da birkaç senedir edindiğim yeni bir huy: ne zaman bir şey seyretsem, ya eve dönünce ya da anında hemen netten araştırmak gibi bir alışkanlık oluştu. İyi bir şey aslında ama bazen dallanıp budaklanıyorum ve seyrettiğim belgeseli unutup internete kaptırıvermiş oluyorum kendimi.

(Ailecek filmin sonunda sarıldıkları sahneyi çok sevdim bu arada. Düşündürttü beni gene uzun uzun... )

Buyrun, belki sizin de ilginizi çeker:


Knowing Trailer 2 - Watch more Movie Trailers

2. Filmin müziği Beethoven'in 7. senfonisi :


002.Allegretto - Dresdner Philharmonie--Herbert Kegel

Bugün çeviri dışındaki çalışmalarımda bol bol Beethoven'in 7. ve 9. senfonilerinden bölümler dinledim...

İyi geldi valla.. insan çok çabuk klasik müziği unutuyor aslında. Arada bir hatırlamak ve deriiiin derin solumak bence ruhunuza iyi gelebilir, bir deneyin belki hak verirsiniz :)

Bu arada dedim ya ben birşey duyduğumda hemen netten araştırırım diye.. Beethoven dinlerken de bir ara hayatını konu alan filmleri bir hatırladım.. sonra da Beethoven'in Bonn'daki evini hatırlamaya çalıştım (aslında gayet net hatırlıyorum gittiğimde 9 yaşında olmama rağmen). Kendime gene kızdım bu vesileyle: Brüksel'de sen yaşa 3 sene ama bir gitme çocukluğunun 5 senesini geçtirdiğin Bonn şehrine.. ayıp valla!! :( Ben bunu çok yapıyorum, gidilecek görülecek yerler yakınsa eğer, hep erteliyorum nedense.

3. Klasik demişken...

"Pazar sabahı erken kalktım bak olmadı şimdi" derken TV'de Hamlet'in film versiyonunu yakaladım... Erken kalkan çok yol alır :P

Othello'nun film versiyonunu da çok sevmiştim.. Hatta Othello'nun hint versiyonunu (Omkara ) bile çoooook sevmiştim. Henüz okuyamamış olduğum hatta seyredememiş olduğum Kral Lear'i çok merak ediyorum uzun zamandır... Belki erken kalktığım bir hafta sonu bir sefer de onu yakalarım TV'de :)

Söylemeden edemeyeceğim Kenneth Branagh (Hamleti oynayan yukarıdaki amca ) muhteşem bir Shakespeare oyuncusu !!!! Othello'da da Iago rolündeydi. İnternetten öğrendiğim ve gene başımın göğe ermesini sağlayan bilgilere göre : kendisi Shakespeare eserlerini sinemaya adapte eden kişiymiş ve Othello hariç çekilen 5 filmin yönetmenliğini yapmış!! E valla erdi ama başım göğe :P


Evet, uzun lafın kısası: keyifli ve sakin bir hafta sonu oldu :)

Uzun zamandır özlemini çektiğim tarzda "ağır çekimde" geçen güzel bir dinlenme fırsatı oldu.

Kim bilir bir daha ne zaman bu rahatlıkta bir hafta sonu yakalayabileceğim? Okulun bitmesine az kaldı ve çalışmalar giderek zorlaşıyor, beklentiler ve stress giderek artıyor... du bakalım, hayırlısıyla bir Final Gününü atlatsak !

Saturday, January 24, 2009

P.G. Wodehouse

Bilmememek değil, öğrenmemek ayıptır.

İşte bu deyimle yatar kalkar vaziyetteyim.

Adeta Mantra şeklinde günde üç öğün söyler haldeyim :


Ommmmm... Bilmememek ayıp değil Ommmm... Öğrenmemek ayıp Ommmm... Öğrenmenin yaşı yoktur Ommmm...


***

İlker'in "eti senin kemiği benim" diyerek yolladığı bilim yuvasının 4 öğrencisi de bu son hafta sinir krizi eşiğinde dolanıyordu etrafta...

Kıyamadılar ve kısa bir süre için kafa izni verdiler... Verdiler iyi hoş ama, "dönem ödevleri" de verdiler :)


İşin şakası bir yana, İngiliz edebiyatından çok güzel eserler keşfettim ben bu vesileyle.


En güzel keşfim de P.G. WODEHOUSE oldu.


Daha önce adını sanını duymadığım bu yazarın 90'dan fazla romanı/kısa öyküsü ve bilumum piyesi varmış...

Ben Dr. Sally kitabıyla keşfettim Wodehouse'u. O kadar basit ama o kadar sürükleyici ve komik bir kitap ki gerçektende elimden bırakamadım.

İngiliz mizah anlayışını ve kafa yapısını bu 140 sayfalık kitapta o kadar güzel aktrıyor ki usta yazar, şapka çıkarmamak elde değil !


İşin komik tarafı, İlker bana hep "Fransız aşığısın" derdi.
Ancak, Anglosakson dünyasının pençesine öyle bir düştüm ki, kurtarana aşk olsun :D


Good Save the Queen!


Cheers lads! :P


****
http://en.wikipedia.org/wiki/P._G._Wodehouse

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=p%20g%20wodehouse

Tuesday, January 13, 2009

Arrrrghhhh !!!!

Manik depresif bir haldeyim sanki... iki haykırasım bir gülesim geliyor !!




Yakında tek göz başlayacak seğirmeye...

Saturday, November 1, 2008

Yikilmadim ayaktayim...



Aslinda tam ayaga kalkmadan onceki emekleme durumundayim (ya da oyle oldugumu dusunmek istiyorum?!)

kisacasi:

YIKILMADIM !

EMEKLIYORUM !

Yazacak cok sey var ama hepsi okulla ilgili oldugunu fark etmem, birden desperate housewife'liktan kurtulacagimi sanarken, desperate student'liga transfer oldugumu gormeme sebep oldu... ben ne zaman kurtulacagim bu desperate hallerden??!!

Traji komik gunler geciriyor olmak aslinda bana bir ipucu vermeliydi bu konuda ama aglamaktan ve surunmekten dusunmek icin halim bile kalmamdi ki...

Ey mustakbel konferans cevirmen adaylari, ey bilkent konferans cevirmenligi masterina girmek istyen gelecegin desperate arkadaslari!!

size iki cift lafim olacak: egonuzu evde birakin ve hirsinizi kamcilayarak gelin bu bolume...


Ben bilseydim boyle olacagini, cocuk yapardim valla :D


Yok yok, pes etmek yok... oyle kolay korkup kacmam ben, ama soyle bir haykirmak istiyorum karsiki daglara!!!


Hiiieeeeeeeeeeeeeeeyt !!!!


oh be!

Friday, September 19, 2008

Deli miyim ben?


Daha once bahsetmis oldugum ve heyecanla bekledigim okulumun ilk haftasi bitti.

Hafta mi bitti ben mi bittim anlamadim ama.

Hani biliyordum, zor olacakti zaten. Ama unuttugum bir ayrinti: 5 senelik bir kis uykusuna yatirmisim megersem ben beynimi.

Beynimden znnn znnn sesler ciktigini hisseder oldum su son gunlerde. Daha fazla konsantre olmaya calistikca, tıslaya tısylaya beni uyarmaya calistigini da farkettim. Gozler kayıyor, dikkatim dagılıyor...

Zorluyorum kendimi: Hayır hayır, soylenen hersey cok onemli! Pur dikkat dinle, konsantre ol, kacırma anlatilanlari... Ama yok, tıs tıs... Bir iki kahve yudumu, bir iki lokum atildi agiza. Hadi bakalim bir kac dakika daha... Yok kontrol edemiyorum, gozler ele veriyor kendini. Gitti gidecek Asli. Aman bir ara verelim :)

Deli miyim ben kardesim? Ne zorum vardi?

Simul. , consec. , retour, relay, Aktif dinleme, pasif dinleme, mind mapping, A dili, B dili, C dili...

Ogrenecek tonla sey var, acim da bilgiye onu da fark ediyorum. Ama dedigim gibi biraz ambale oldum ben bu hafta. Odevler, okumalar, power point'lar verildi bile...

Sanirim hafif mazositlik varmis ben de, yoksa ne isim var benim burada ??


Beyin hucrelerimin hepsi topluca greve gitmezlerse, geri gelecegim ;)




Foto kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Guru_Mindmap.jpg

Monday, September 8, 2008

Yeni Yayin Donemi Hayırlı Ugurlu ola :)

Sevgili Lahana severler,

Uzun uzun dusunduk tasindik ve Bruksel Lahanamin Ankara'ya dondum diye kapatilmamasi daha iyi olur kararina vardik...


Biraz rotuslandik, biraz suslendik ama 3 senedir hayatimin onemli bir parcasi haline gelen Bruksel Lahanam ile simdi de Ankara'dan gevezeligime devam edecegim.


Gene sinirlendigim, cok sevdigim, dusundugum ve sasirdigim seyleri yazamaya devam etmekle beraber bu sene bir de ayri bir heycan ile Ogrenci Lahananin dusunceleri de blogu isgal edecek gibi...

Evet, ben bu sene yeniden okullu oldum.. Haydaaa, nerden cikti bu simdi diyeceksiniz :)

Efendim cikti iste, sapkadan tavsan cikar gibi ben de hic yoktan bir master cikardim :) Hemide sevdigim alanda, yabanci dillerle igili ;) Daha spesifik olmak gerekirse: Konferans Cevirmenligi alaninda :D

Bir heycan basti beni anlatamam.. Kayitlar basladi, haftaya da dersler basliyor.. Beni bir gorseniz : okul soguk olur kisi ben bir kac kazak alayim.. ay bir de kalin cizme alsaydim tarzinda gereksiz ne kadar dusunce var ise beni sardi bile.. Defter kalem isine giremedim daha cunkum ben simdi gider normal suslu puslu defter alirim, ya cevirmenlikte defter degilde A4 Bloknot kullaniliyorsa?? :D Evet rezil bir haldeyim gercekten...


Neyse bu kadar heycan yeter simdilik.


Unutmadan tabii ki Bruksel hakkinda daha ceplerim anektotlarla dolu.. Yazmak istedigim tonla daha hikaye var. Onlari da ara ara yazmaya calisacagim ustunden cok zaman gecmeden...


Hersey cok Guzel Olacak... olacak dimi? :)