Wednesday, March 25, 2009
Peçeteye yazılan istek şarkılar :)
Monday, March 23, 2009
Nostalji geldi haaaanım :)
Geçen hafta kadar yorucu olacak bu yeni haftanın ilk akşamında, yorgunluğumu nasıl atarım üzerimden acaba düşüncesiyle ve şu bir haftadır durmak bilmeyen baş dönmelerimden dolayı hala bulutlarda yürüdüğümü sana dururken(çok pis tren ve deniz tuttu), herşeye rağmen yüzümdeki tebessümle çayımı yudumlayıp biraz ayaklarımı uzatmak istemiştim ki birden TV kanallarından birinde çalan şarkılar beni çok eskilere götürdü...
****
Eurythmics- Sweet Dreams
A-ha - Take On Me
Madonna - Material Girl
George Micheal - Faith
Micheal Jackson - Billie Jean
Prince - Purple Rain
Guns n' roses - Sweet Child O Mine
*****
Arka arkaya çaldıkları şu şarkılarla ben bir nostalji trenine atladım ve zamanda yolculuk yapıp geri geldim. Aslında tam da geri gelemedim...
Her bir şarkıyı dinlediğim dönemler o kadar net ki kafamda, bir melodi bir düşünceyi, bir düşünce bir diğer melodiyi, o bir diğeri bir başka anıyı ve bir anı da bir yenisini peşinden getirdi durdu ve yüzümde saçma bir gülümsemeyle beraber hala Vh1 seyredip "Hmmm, Pearl Jam mi? Evet, lise dönemim.. Hey gidi gençlik" derken yakalıyorum kendimi şu yazıyı yazarken !!
Guns N' Roses yılları, orta okul :) Derste defterlere yapılan desen ve kaligrafi çalışmaları.. O dönemki kankam Işıl'la "Axel'i ben daha çok seviyorum" kavgalarımız :P (deliymişiz!) Gece kalmalarımızda, çılgınca müzik dinleyip avaz avaz eşlik etmeler...
Hey gidi Prince yılları... bütün evrelerimde eşlik etmiştir bana şu eskiden Prince diye bilinen artist :)
Ah anmadan geçemem: The Cure dönemi. Orta 3- lise 1 arasıydı tanışmamız galiba :) Sonra pek bir ayrılmaz olduk... Gene onun gibi Depeche Mode, U2 vs... Bunlar ap ayrı tabii. Her türk gencinin bir şekilde hayatının bir döneminde şarkılarına eşlik ettiği (özellikle U2) "seviom uleeeyn" diye çocukluk aşkları için göz yaşı döktükleri birer mihenk taşları bence hepsi :D
Müzik zevkim pek bir karmaşıktır aslında benim. Şu yukarıda yazdıklarımla rock'çı sanmayın sakın. Dr Alban da, Ice Ice baby de dinlemişliğim vardır hani (çok eğlenceliydi valla!! ) :P
Soul, Funk, Rock, Disco, Alternative Rock, RnB, Pop... sen söyle ben dinlerim :)
Hepimizin vardır tabii buna benzer nostalji trenleri, bir şarkıyı duyduğu an o şarkıyla özdeşleşen seneler, anılar, insanlar ve mekanlar... Benim yüzümde kocaman bir tebessüm oluşur işte böyle anlarda. Bazen bunalımlı dönemlere eşlik etmiş şarkıları duyunca o kadar mutlu olurum ki: insan o kadar kendine odaklanıyor ki en küçük dertlerin bile üstesinden gelebilceğimize inanmak istemeyiz... Halbuki gerçekten de küçücüktür o dertler :) Yeter ki biraz uzaklaşalım ve ordan bakalım asıl tabloya...
Haydaaa, nerden nereye geldik şimdi :)
Neyse, kapanış güzel olsun: Tak bir kaset de neşemizi bulalım :D
Aklıma şimdi gelmiş geçmiş en iyi romantik komedilerinden de bahsetmek geldi veeee tabii soundtrack'lerinden... mesela meg ryan desem.. mesela city of angels desem... yaaaaa :)
Thursday, March 19, 2009
Monday, March 9, 2009
Pazartesi sendromunu yenme yöntemleri-1
Video
1. Bir adet BoB Marley CD'si çıkarılır- veya netten bulunur
2. Sevdiğiniz ama uzun zamandır dinlememiş olduğunuz bir şarkısı, üstünüzü başınızı giyerken veya makyajınızı yaparken- çizik plak gibi tekrar ve tekrar çalınır !
3. Avaz avaz eşlik edilir
Denemesi bedava :
Sun is shining, the weather is sweet
Make you want to move your dancing feet
To the rescue, here I am
Want you to know ya, where I stand
(Monday morning) here I am
Want you to know just if you can
(Tuesday evening) where I stand
(Wednesday morning) tell myself a new day is rising
(Thursday evening) get on the rise a new day is dawning
(Friday morning) here I am
(Saturday evening) want you to know just
Want you to know just where I stand
When the morning gathers the rainbow
Want you to know I'm a rainbow too
So, to the rescue here I am
Want you to know just if you can
Where I stand, know, know, know, know, know
We'll lift our heads and give JAH praises
We'll lift our heads and give JAH praises, yeah
Sun is shining, the weather is sweet now
Make you want to move your dancing feet
To the rescue, here I am
Want you to know just if you can
Where I stand, know, know, know, where I stand
Monday morning, scoo-be-doop-scoop-scoop
Tuesday evening, scoo-be-doop-scoop-scoop
Wednesday morning, scoo-be-doop-scoop-scoop
Thursday evening, scoo-be-doop-scoop-scoop
Friday morning, scoo-be-doop-scoop-scoop
Saturday evening, scoo-be-doop-scoop-scoop
So to the rescue, to the rescue, to the rescue
Awake from your sleep and slumber
Today could be your lucky number
Sun is shining and the weather is sweet
Friday, March 6, 2009
Aja Aja Aja
Thursday, February 12, 2009
Benjamin Button ve Jay Gatsby

Hızımı alamadım, dün akşam da Benjamin Button filmine gittim.
İlk olarak uzun bir film olduğunu söylemem lazım. Belki biraz fazla uzundu ama hiç bir şekilde sıkıcı değildi.
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben biraz hayatın akışına bırakanlardanım kendimi. Beraber gittiğim iki arkadaş ise- özellikle biri- hayata sıkı sıkı sarılan ve bir sonraki adımını çoktan bilebilen biridir. Bu konuda çok uzun konuşmalarımız olmuştur, hayata bakışlarımızı ve beklentilerimizi hep sorgulayan iki arkadaş olmuşuzdur.
Herneyse, filmden çıktığımızda hepimizim halet-i ruhiyesi o kadar farklıydı ki şaşırdım ben gene de biraz. Birimiz karamsar, diğerimiz "Forest Gump olmuş tam bu" diyor, öbürümüz ise "hayat senin elinde, istediğin herşey olursun" diye sayıklıyordu.
Ben etkilendim filmden. Şiddetle de tavsiye ederim. Ruhunuza dokunmazsa brüksel lahanası demiim ben de kendime :)
Kısaca: Forest Gump tadında çok güzel bir filmdi bence.
Uzun uzun anlatamayacağım kadar güzeldi e anlayın artık !
***
Fitzgerald'ın bir de meşhur romanı The Great Gatsby'yi yeni bitirdim...
O da bir o kadar etkiledi beni. Çok güzel yazılmış bir roman.
Okumadıysanız okuyun-not ilk bölüm beni baydı, ortalarda açıldım. İnat ettim bitirecem diye, iyiki de etmişim :)
Ama ben keko gibi merakımdan 1974'de Robert Redford'un oynadığı filmi ararken internette kitabın sonunu öğrenmiş oldum ! :(
Uzun lafın kısası, dediğim gibi anglosakson dünyası beni pek bir sardı bu sıralar, old sport!
Sunday, February 8, 2009
Oscar sezonu benim için yeni başladı

Beklediğim filmler daha yeni türkiye'de gösterime giriyor.
Şaşırtıcı bir durum aslına bakılırsa. Genelde Avrupa'dan önce bütün Hollywood filmleri bizde gösterime girerdi.
Herkesin bahsettiği hiçbir film hakkında bilgi sahibi olamamak çok can sıkıcıydı Brüksel'de yaşarken.
Haydaaa !
Deja vu oldu resmen!
Şu sıralar merak ettiğim ve bahsedeceğim filmlerin çoğu bir golden globe kazanmış ve/veya oscar/bafta ödüllerine aday oldular.
Örneğin:
-Slumdog Millionaire (27 şubat)
-Revolutionary Road (27 şubat)
-The Curious Case of Benjamin Button (bu hafta gösterime girdi ! )
Neyse ki bu akşam gösterime girenlerden bir tanesini seyredebildim:
The Changeling Angelina Jolie çok başarılı bir oyun çıkarmış, e tabii yönetmen Clint Eastwood ne de olsa :)
Gerçek bir hikayeyi konu alıyor, sinir bozucu ama sürükleyici bir film.
Seyretmeyenlere tavsiye ederim.
Beklediğim filmlerden birinde her geçen sene daha çok beğendiğim Kate Winslet oynuyor.

Titanic filminde ben gıcık olmuştum kendisine. Sebebini valla hatırlamıyorum ama çok gıcık bulmuştum.
Sonra Eternal Sunshine of the Spotless Mind'ı seyredip yavaştan sevmeye başladım kendisini...
Gerçekten de başarılı buluyorum artık kendisini (eminim kendisi de Aslı bir onaylasa beni diyerek bekledi durdu :P )
Hem de gittikçe de güzelleşiyor bence.
Şarap gibi kadın (benim gibi işte :P )
Biraz magazin koktu bu yazı ama olsun, kafa dağıtıcı oluyor.
Abbas Yolcu v. 2.1.
Bir zamanlar ben giderdim bir yerlere... Arkama bakmadan kaçardım Brüksel'in karamsar havasından...
Herhalde çok içerlemiş İlker bu duruma ki :
Artık ben evde oturur, İlker de Abbas yolcu, koyuldu yollara.
Geçen hafta Laurence of Arabia takıldı, bu hafta ise Moskova Geceleri şarkısını mırıldanarak dönecek herhalde…
Ben de istiyorum bir yerlere gitmek. Mümkün ise şöyle güney yarım kürede bir yerler olsun :)
Yahu bir İstanbul’a bile gidemedim, ne güney yarım küresinden bahsediyorum ? Hmmpf ! :(
Hatta "bir deniz yüzü bile göremedim" diyerek, tam küçük Emrah modelinde kaşları çatıp iç çekeyim :'-(
Aaaah Ahhh!
***
Friday, January 30, 2009
Ben baklava sevmem ki ?!

Sanırım bu yaşıma kadar yemiş olmam gereken baklava miktarına ben şu bir günde ulaştım !!
Evet, işin komik tarafı: ben baklava SEVMEM !
Ama gel gör ki elimde kalan (hediye amaçlı alınıp gerek duyulmayan fazla paket) bir kilo Hacı Baba Baklavasını tek oturuşta neredeyse bitiriyordum gün gece !!!
Aslında ayıp oluyordu biliyorum. Herseferinde tabağıma konan baklavaların birinin ucundan- sırf ayıp olmasın diye- tırtıklayarak yemek bir Antep gelinine yakışan bir hareket değil. Ben de biliyorum ! (milli sebze patlıcana da burun büküyor olmam da ayrı bir "utanç" kaynağı :P)
Çok denedim halbuki. Hatta Antep'te meşhur İmam Çağdaş'a bile götürüldüm (tamam bir de kebab için gittik itiraf ediyorum :P).
İflah olmamıştım :)
Ya gördün mü sen şimdi şu Hacı Baba'nın bana yaptığını ?! Bir oturuşta 1 kilo fıstıklı baklava yiyeceğim neredeyse!!!
Ey hiper çalışkan tiroit söyle bakalım, var mı bu işte senin bir parmağın???
Foto kaynak : Hacı baba, fıstıklı şöbiyet
Saturday, January 24, 2009
P.G. Wodehouse
Bilmememek değil, öğrenmemek ayıptır.İşte bu deyimle yatar kalkar vaziyetteyim.
Adeta Mantra şeklinde günde üç öğün söyler haldeyim :
Ommmmm... Bilmememek ayıp değil Ommmm... Öğrenmemek ayıp Ommmm... Öğrenmenin yaşı yoktur Ommmm...
***
İlker'in "eti senin kemiği benim" diyerek yolladığı bilim yuvasının 4 öğrencisi de bu son hafta sinir krizi eşiğinde dolanıyordu etrafta...
Kıyamadılar ve kısa bir süre için kafa izni verdiler... Verdiler iyi hoş ama, "dönem ödevleri" de verdiler :)
İşin şakası bir yana, İngiliz edebiyatından çok güzel eserler keşfettim ben bu vesileyle.
En güzel keşfim de P.G. WODEHOUSE oldu.
Daha önce adını sanını duymadığım bu yazarın 90'dan fazla romanı/kısa öyküsü ve bilumum piyesi varmış...
Ben Dr. Sally kitabıyla keşfettim Wodehouse'u. O kadar basit ama o kadar sürükleyici ve komik bir kitap ki gerçektende elimden bırakamadım.
İngiliz mizah anlayışını ve kafa yapısını bu 140 sayfalık kitapta o kadar güzel aktrıyor ki usta yazar, şapka çıkarmamak elde değil !
İşin komik tarafı, İlker bana hep "Fransız aşığısın" derdi.
Ancak, Anglosakson dünyasının pençesine öyle bir düştüm ki, kurtarana aşk olsun :D
Good Save the Queen!
Cheers lads! :P
****
http://en.wikipedia.org/wiki/P._G._Wodehouse
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=p%20g%20wodehouse
Tuesday, January 13, 2009
Arrrrghhhh !!!!
Wednesday, December 31, 2008
Sunday, December 14, 2008
Eve siparişin dayanılmaz hafifliği

Dört sene boyunca boynu bükük yaşamışız, haberimiz yok
- aslında vardı ama mutsuz olmamak için unutmayı terçih etmiştik...
Ne zaman, bugün dışarıdan sipariş verelim dediysek, hevesimiz hep kursağımz da kalmıştı.
Taa ki... Ankara günlerimiz başlayana kadar...
Okuldaki odamıza quick china, dominos pizza, döner, pide vs sipariş ettiğimizde her seferinde gözlerim doluyor... caaanım Türkiyem benim :)
E tabii, şimdi iki sene boyunca hep eve siparişlerle besleneceğimizi sanmayın. Bu ilk ayların hevesi.. ben hevesimi çoktan aldım ama İlker 5 senedir bugünleri bekliyormuş :D Birazcık da o alsın hevesini, sonra sağlıklı beslenmeye devam ederiz.Neyse, bugün bir de bu eve sipariş keyfini In Bruges filmini seyrederek yaptık, ne de iyi yapmışız :)
Bruges'de geçen bir senemizi andık ve güldük -yoksa ağladık mı?
Film hakkında bildiğim tek şey iki tane kiralık katilin gizlenmek için Brüj'e gelmesiydi.
Düşündüğümden çok daha başarılı bir kara-mizah filmiydi... Çok eğlendim ben seyrederken.. Tavsiye ederim.
Mesleki olarak da işime yaradı :P İrlanda aksanı dinledim 120 dakika boyunca :P
Saturday, November 1, 2008
Yikilmadim ayaktayim...

Aslinda tam ayaga kalkmadan onceki emekleme durumundayim (ya da oyle oldugumu dusunmek istiyorum?!)
kisacasi:
YIKILMADIM !
EMEKLIYORUM !
Yazacak cok sey var ama hepsi okulla ilgili oldugunu fark etmem, birden desperate housewife'liktan kurtulacagimi sanarken, desperate student'liga transfer oldugumu gormeme sebep oldu... ben ne zaman kurtulacagim bu desperate hallerden??!!
Traji komik gunler geciriyor olmak aslinda bana bir ipucu vermeliydi bu konuda ama aglamaktan ve surunmekten dusunmek icin halim bile kalmamdi ki...
Ey mustakbel konferans cevirmen adaylari, ey bilkent konferans cevirmenligi masterina girmek istyen gelecegin desperate arkadaslari!!
size iki cift lafim olacak: egonuzu evde birakin ve hirsinizi kamcilayarak gelin bu bolume...
Ben bilseydim boyle olacagini, cocuk yapardim valla :D
Yok yok, pes etmek yok... oyle kolay korkup kacmam ben, ama soyle bir haykirmak istiyorum karsiki daglara!!!
Hiiieeeeeeeeeeeeeeeyt !!!!
oh be!
Friday, September 19, 2008
Deli miyim ben?
Daha once bahsetmis oldugum ve heyecanla bekledigim okulumun ilk haftasi bitti.Hafta mi bitti ben mi bittim anlamadim ama.
Hani biliyordum, zor olacakti zaten. Ama unuttugum bir ayrinti: 5 senelik bir kis uykusuna yatirmisim megersem ben beynimi.
Beynimden znnn znnn sesler ciktigini hisseder oldum su son gunlerde. Daha fazla konsantre olmaya calistikca, tıslaya tısylaya beni uyarmaya calistigini da farkettim. Gozler kayıyor, dikkatim dagılıyor...
Zorluyorum kendimi: Hayır hayır, soylenen hersey cok onemli! Pur dikkat dinle, konsantre ol, kacırma anlatilanlari... Ama yok, tıs tıs... Bir iki kahve yudumu, bir iki lokum atildi agiza. Hadi bakalim bir kac dakika daha... Yok kontrol edemiyorum, gozler ele veriyor kendini. Gitti gidecek Asli. Aman bir ara verelim :)
Deli miyim ben kardesim? Ne zorum vardi?
Simul. , consec. , retour, relay, Aktif dinleme, pasif dinleme, mind mapping, A dili, B dili, C dili...
Ogrenecek tonla sey var, acim da bilgiye onu da fark ediyorum. Ama dedigim gibi biraz ambale oldum ben bu hafta. Odevler, okumalar, power point'lar verildi bile...
Sanirim hafif mazositlik varmis ben de, yoksa ne isim var benim burada ??
Beyin hucrelerimin hepsi topluca greve gitmezlerse, geri gelecegim ;)
Foto kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Guru_Mindmap.jpg
Monday, September 8, 2008
Yeni Yayin Donemi Hayırlı Ugurlu ola :)
Sevgili Lahana severler,
Uzun uzun dusunduk tasindik ve Bruksel Lahanamin Ankara'ya dondum diye kapatilmamasi daha iyi olur kararina vardik...
Biraz rotuslandik, biraz suslendik ama 3 senedir hayatimin onemli bir parcasi haline gelen Bruksel Lahanam ile simdi de Ankara'dan gevezeligime devam edecegim.
Gene sinirlendigim, cok sevdigim, dusundugum ve sasirdigim seyleri yazamaya devam etmekle beraber bu sene bir de ayri bir heycan ile Ogrenci Lahananin dusunceleri de blogu isgal edecek gibi...
Evet, ben bu sene yeniden okullu oldum.. Haydaaa, nerden cikti bu simdi diyeceksiniz :)
Efendim cikti iste, sapkadan tavsan cikar gibi ben de hic yoktan bir master cikardim :) Hemide sevdigim alanda, yabanci dillerle igili ;) Daha spesifik olmak gerekirse: Konferans Cevirmenligi alaninda :D
Bir heycan basti beni anlatamam.. Kayitlar basladi, haftaya da dersler basliyor.. Beni bir gorseniz : okul soguk olur kisi ben bir kac kazak alayim.. ay bir de kalin cizme alsaydim tarzinda gereksiz ne kadar dusunce var ise beni sardi bile.. Defter kalem isine giremedim daha cunkum ben simdi gider normal suslu puslu defter alirim, ya cevirmenlikte defter degilde A4 Bloknot kullaniliyorsa?? :D Evet rezil bir haldeyim gercekten...
Neyse bu kadar heycan yeter simdilik.
Unutmadan tabii ki Bruksel hakkinda daha ceplerim anektotlarla dolu.. Yazmak istedigim tonla daha hikaye var. Onlari da ara ara yazmaya calisacagim ustunden cok zaman gecmeden...
Hersey cok Guzel Olacak... olacak dimi? :)
Wednesday, September 3, 2008
Lahana Tursusu
Valla lahana kompostosu mu deseeem yoksa tursusu mu oldum desem bilemiyorum ama Ankara'nin bu guzel sicaginda mayıstıkca mayıstım, metabolizmam yavasladıkca yavasladı ve gene bir akdeniz esintisi ve tabiri caiz ise bir "Dolce Vita"dir aldi basini gidiyor :)
Tek eksigimiz masmavi bir deniz... Olacak o da, olacak, kuresel isinma ile o da olacak pek yakinda :P
Butun bu keyfin belki de sebebi baba evinin sicakligi ve tembelligi (ihihihi) ve ustune bir de abimlerin gelmesi olabilir... Pek bir iyi geldi valla, anneme ve babama sarilmak, yegenimin bidi bidi konusmasini dinlemek...
Bak iste, artik Bruksel Lahanasi olmaktan da ciktik iste.
Bundan sonra hep bir Ankara havasi esecek yazdiklarimda..
Yeni bir blog da açmak istiyor canim ama bir turlu isim bulamadim, ah bir de su yesilden baska bir renk istiyorum, 3 sene hep ayni kaldi burasi..
Yenilik zamani geldi, dimi?
Var ise bir fikri olan, bir adım one gele :)
Friday, August 29, 2008
One Way Ticket
Tek gidis.
Sevgili eskitir gibi biz de ulke/sehir eskitiyoruz valla.
Burasi da eskidi.. hadi bakalim yeni ask maceramiz Ankara icin yelken acalim.
Her zamanki gibi her alandaki "surrealist" yaklasimini da gitmeden bana bir kere daha hatirlatti ya su Belcika !?
Simdilik ayrilik acisi cekmiyorum, bir sure de cekmeyecegim sanirim ;)
Dur bakalim, iki gun sonra aglayarak "Ben Brukselimi ozledim" diye dert yanarsam da sasirmayin bence. İnsanoglu pek bir degiskendir caaanim :P
Kalin salicakla
Friday, August 22, 2008
Bruksel'in Papaganlari

Bundan 2 sene once, Bruksel'in Place Azzaro meydanindan (Ixelles semti) gecerken, "gak guk" sesler duymustum...
Saskin ve kafa havada bu sesi cikaran kuslari bir sure bulmaya calistiktan sonra... Bir de ne goreyim? Sagda solda ucan minik yesil papaganlar.
Evet, evet... Avrupa'nin gobeginde ucusan papaganlar !!
Nasil gelmisler buralara? Nasil hayatta kalmislar donmadan?
(Hatta ne yalan soyleyim, kendimce iki saniyede hemen evrim teorisine baglayivermistim valla)
İsin guzel yani, hemen o gun papaganlarin hikayelerini dinleyerek, bu saskinligim ve merakim da giderilebilmisti hemen :)
(tabii gene bir sehir efsanesi olabilir ama benim cok hosuma gitti bu hikaye):
Efendim rivayete gore, bu papaganlar II. Dunya Savasi esnasinda Bruksel bombalanirken bir
evcil hayvan (pet shop) dukkani olan biri tarafindan dogaya saliverilmisler. Taa o zamandan beri Bruksel'de minik koloniler halinde yasamlarini surdurmektelermis. Bu papaganlarin yuvalarina da bakacak olursaniz, bir koza seklinde olduklarini goreceksiniz... Bu kozalardan oturu Bruksel'in soguguna karsi korunabilmis ve bu gune kadar cogalarak gelebilmis olmalarini bir nevi anlasilabiliyor... E dedim ya, evrim teorisi... Degisen cevre sartlarina uyum saglayabilmek... Hatta "survival of the fittest" diyecegim utanmadan :D
Peki durdum durdum, tam da gider ayak neden yazasim geldi bunu bloga? :)
E artik Ixelles mahallesine tasindik ya, karsimizda da Tenbosh Parki, icinde de bir papagan kolonisi. Yani kisacasi, "Kus sesleriyle uyanmak" da ne oluyormus? Bizimkisi daha bir egzotik oldu iste, her sabah papagan sesleriyle uyanir olduk :D
Iste bende zaten daha once de yazmak istedigim bu hikayeyi bu sefer azmettim ve paylastim sizlerle blogda. Komik olan- arastirmaci gazeteci ruhuna sahibim ya- Bruksel'in bu egzotik sakinlerinin hikayesini internette arastirinca, yukarida anlattigim bu minik papaganlarin hikayesini dogrulamayi bir kenara birakin, butun evrim teorilerim- yasadiklari ortama uyum saglamalari vs. de bir guzel cope gitti!
Anavatanlari Guney Amerika olan bu papaganlari tabii ki de incelemisler. Sehrin guney batisini tercih eden bu egzotik gurultucu papaganlarin kolonilerini ve icindeki papaganlari da tek tek kaydetmisler... Ama bu incelemeleri okurken hicbir yerde papaganlarin ne sekilde Bruksel'e yerslesmis olabilecekleri hakkinda fikir uretilmemis oldugunu gormek beni hayal kirikligina ugratti :( sadece 70'lerde geldikleri soyleniliyor..
Ben de yukaridaki hikaye ile yetinmeliyim :)
Sabahlari kotu sesleri bile bir tebessume sebep olabiliyor ya, daha ne olsun? Raziyim ben gaklarina guklarina :)
---
Fransizca bol resimli bir makale : http://www.cowb.be/docpdf/perruches.pdf
Benim gibi merakli bir blogcu (Fransizca): http://www.bxlblog.be/2007/11/04/perruches%E2%80%A6/
İngilizce resimli bir site: http://hjem.get2net.dk/phk/parakeeteng.htm
Foto: http://www.conferencing4less.com/picts/Green_parrot.jpg
Thursday, August 21, 2008
Bir kahvenin 40 yil hatiri var...

Eger Bruksel'de yasiyor ve Starbucks'un kahvesini ya da yiyeceklerini cok ozlediyseniz, once trafik saatlerine rastlamamak sartiyla Havalimaninin yolunu bir guzel tutun. Sonra parali otoparka aracinizi bir guzel park edin. Ardindan girin havalimaninin gidis katina ve havalimanina mahsus olmasini dileyeceginiz fiyat karsiliginda, bunca zahmete degecegini dusundugunuz kahvenizi guzel guzel icin ( 5 euro - en azindan kucuk boy bir Caramel Macchiato icin )
Uzun suredir sehir efsanesine donusen "Bruksel'e Starbucks acilacak" soylentilerinin aslı astarı oldugunu kendi gozlerimle de gordukten sonra, artik guvenle soyleyebilirim :
14 Agustos 2008'de Bruksel Havalimanına Belcika'daki ilk Starbucks acilmis bulunmakta...
E biraz gec oldu ama guc olmasin, dimi?
Hadi gozumuz aydin :)


