Wednesday, February 21, 2007

Veni Vidi Vici ??

Orda bir köy varmış uzakta...
Pazartesi öğlen Faymonville karnavalına gitmek için çıktık yolla. Hani daha önce bahsettiğim bir Türk kasabası vardı ya, iste oraya gittik :

"Karnaval mevsimi de yaklasti.. yoksa basladi mi bile??
Burda Turk koyu diye bilinen bir Walon (Belcika'nin Fransizca konusan bolgesi ve toplulugu) sehri varmis Faymonville miydi ismi?? Bana anlatilan hikayesi cok hostu, hacli seferler sirasinda bu koyden kimse katilmak istememis seferlere ve bahane olarakta: biz Turkuz olmaz, gidip catisamayiz oralarda demisler :) O gunden beri de bunlara Turk muamelesi yapilmis hep ve bu Faymonville bu Turkluyu oyle bir benimsemis ki geleneksel olarak her sene giyinip suslenip karnaval zamani Turk korteji yapip geziyorlarmis sokaklarda :)

Simdi bu konuda internette bilgi ararken bunu buldum
Burda daha farkli versiyonlari da var Faymonville turklerinin hikayesi hakkinda. Okuyun bence :) Okuyun ki ben bir kere daha buraya yazmiim orda yazilanlari :D ehe ehe
( ay cok hos ya.. futbol takimilarinin ismi de turkania :))"

Belçika’nın doğusunda, Brüksel’den 163km uzakta, Almanya ve Luxemburg sınırlarına yakin.. Benim için bitmek bilmeyen bir yol oldu :(

Dediğim gibi yol çok uzun geldi bana... hem de minibüs’ün en arka sırasına oturduğum için öyle böyle değil çok kotu araba tuttu beni >:( Bütün yol aman asli sakin kusma telkinlerimle geldim zar zor.

Bu arada manzara birden değişiverdi doğu’ya doğru ilerledikçe :)) Bir buçuk senedir Belçika’da olmamıza rağmen ben hiç Wallon bölgesine gitmemiştim, Flaman bölgesini, ozellikle Bruges ve civarini karış karış gezdik ama ( dümdüz bir coğrafya, dağ yerine geçebilecek tek yükseklik Jacques Brel’in de şarkısında söylediği gibi kilise kuleleriydi. )

Her neyse, Faymonville'e gitmek icin Ardennes bölgesinden de geçtik yanılmıyorsam.
Liege istikametindeki otoyolu aldik ve Liege'i ge
çtik ilk önce. Spa’dan düz devam ettik ve Francorchamps’un geçtikten sonra, dağ yollarında döne döne -ah bir de bana sorun o dönüşleri- sonunda Faymonville’e ulaştık.

Faymonville kasaba bile değil, minik bir köy. Evler ama çok bakımlıydı tabii ve çok hoş mimarisi olan değişik evler de vardı ...

Faymonville hakkında bildiklerimi zaten sizlerle paylaşmıştım bile: bu küçük köy her sene karnaval’da Türk kıyafetlerine bürünüp sokaklarda karnaval kortejiyle geçit yapmalariyla meşhurdu :) Bu sefer bir de sadece orada üretilen bir likör’ün de adinin Turkenblut olduğunu öğrendim ve minik bir şişe aldım. İlker’in elindeydi en son ve nereye sakladı bilemiyorum o yüzden çekemedim resmini :(

(Bu arada Word’da yazıyorum bugünkü yazımı yani Türkçe karakterler kullanabiliyorum ama klavyeyi kullanamıyorum bir türlü ve çok yavaşım çoook – ama gösterdiğim bu çaba için alkışımı isterim ona göre :P)

Neyse, ne diyordum ben...

Hmmm, evet..

Minibüsten inince üstünde bir Türk bayrağı olan bir koca otobüs gördük ve köy ahalisinin toplandığı yere doğru ilerledikçe de buralara kadar bizim gibi gelen vatandaşlarımız hemen gözüme çarpıverdi. Teyzeler, amcalar almışlar ellerine birer bayrak kortejin geçeceği sokakta bekliyorlardı. Gazeteciler de gelmişti hatta kanal d logosunu bile gördüm... :D

Faymonville karnavalı benim düşündüğümden çok daha farklıydı. Bu sene mi böyle oldu yoksa genelde hep böyle miydi ama bilmiyorum.

Kortejin açılışını ellerinde koca bir Türk bayrağı ile kafalarında kırmızı fes ve üstlerinde kırmızı bir yelekle üç tane atlı ‘Türk’ yaptı :)) Hemen ardından folklorik entariler giyinmiş bando geldi (üç etek mi deniyordu o kıyafete ?). Bando’dan sonra da üstünde bir Türk bayrağı olan bir kale geçti ehe ehe :D Bir de gene kaportanın (??) üstünde Türk bayrağı çizilmiş bir araba vardı kortejde.. :)

Karnaval geçidinin gerisi ise Avrupa alışagelmiş karnaval havasındaydı. Farklı farklı mizansenler ile şarkılar çalındı, konfetiler atıldı...

Belki de kendi kafamdaki Faymonville karnavalına uymadığı için ‘hadi artik gidelim’ demeye başladım ben geçidin ortasında... Zaten sabahki mısır gevreği ile duruyordum ve bütün yol boyunca midem bulanmıştı, başım dönmüştü...

Kortejden sonra bir şeyler içmek için Faymonville’in iki kafesinden açık olanina gittik . Belki sandviç de vardır diye ümit ettik ama yiyecek sadece waffle vardı (pardon gauffres demeliyim :P). Kafe’nin hemen yanında Sultanat :) isimli otelleri vardı , bir koşu oraya gittik ama kapalıydı. Kahveler ve şaraplar içildi ve gidip o meşhur Turkenblut likörünü almak için kalkıldı. Market kapalıydı, ama komşunun yardımlarıyla market sahibi bulundu ve dükkân açıldı :D... Bizler aç kurtlar olarak abur cubur ne varsa saldırdık yemek niyetine ama iki cips yedikten sonra öyle bir baydı ki, hepsi öylece kaldı, hatta mide bulantisi bile yapti :(

Dönüş yolu da gidiş kadar berbat geçti benim için hele bir de iyice karnim zil çaldığı için bu sefer kabusa dönüştü resmen :((( Ama sağ salim kusmadan Brüksel’e vardık.

Bir daha gider miyim Faymonville’e ?? Ancak İlker çooooook gitmek isterse giderim, başka bir kuvvet de beni oralara götüremez bir daha.

Bahsettigim araba

Kale

Kortejin geri kalan bolumunden bir ornek


******
Daha once anlatmistim kisaca Faymonville'in hikayesini ama blogun icinde kaybolmus gitmis.. bari konuzula butunluk saglasin diye buraya ekleyim ben gene de:


2 comments:

Yesim said...

Ben de çok merak ediyordum ama ptesi oldugundan gidemedik biz, ama yazından anladığım kadarıyla çok fazla birşey kaçırmamışız sanki? Bugun fransızca hocama sordum Faymonville'ı hiç duymamış baktı bana garip garip :)

Asli A. said...

yesimcim, sirf merakini gidermek icin seneye gidebilirsin istersen ama gidemezsen de uzulme gercekten, pek birsey kacirmiyorsun, mini minnacik bir koy ve turkluk hikayeleri-ki hikayesi daha guzel acikcasi:). Faymonville yazimi da uzulerek yazdim zaten :( Kafamda cok daha farkli canlandirmistim.. eee ne demisler beklentilerini yuksek tutma ki, minik seylerle de mutlu olabil :P
Senden de hic yeni haber alamadik :( Dort gozle blogunu guncellemeni bekliyorum :)